Hayattan ne bekliyorsak onu veriyoruz insanlara. Hepsinin kökeni geçmişe dayanıyor.  

Çocukken sevgiye mi açız herkeste sevgi arıyoruz çoğu zaman da hak etmeyenlere sunuyoruz sevgimizi. Çocukken ilgi bekledik ve görmedik mi önümüze gelenin sorunu, sıkıntısı, mutluluğu, mutsuzluğu her şeyle ilgilenmeye başlıyoruz. Kendi saramadığımız yaralarımızı görmezden gelip başkalarının yaralarını sarmaya kalkışıyoruz. Çoğu zaman da başarılı oluyoruz ama kendi yaralarımızdan kan kaybederken yavaş yavaş yok oluyoruz. Bunu da çok geç fark ediyoruz.  




Bu zamana kadar dinleyenimiz olmadı mı? Sesimizi yükseltiyoruz; dikkati çekene, sesimizi duyurana kadar bağırıyoruz. Bazen sesimiz çıkmıyor ama gözlerimizle bağırıyoruz insanlara duysunlar diye bizi. Bir haklısın lafını duymak için duyurmaya çalışıyoruz çığlıklarımızı. 


Seçim hakkımız olmadı mı? İlk seçenek sunanın seçeneklerini zarar görmeyecekmişçesine kabul ediyoruz. İnsanlar için seçenek değil seçim olmaya çalışıyoruz. Hep bir kendini kabul ettirme, beğenilme kabul görme isteğiyle. Hani satın aldığımızda ürünlerin içeriklerini okuruz ya biz de başlıyoruz içerdiğimiz güzellikleri anlatmaya...yeter ki alsınlar, yeter ki sevsinler. 


Hiç özel olduğumuzu hissetmediysek herkesi hak etmediği kadar özel yerlere koyuyoruz. Bazen aldığımız darbelerle yıkılsak da özel insanları koyduğumuz kalp dolaplarımız hiç boş kalmıyor; yaralayanları çıkarır çıkartmaz yenilerini özel dolaplarımıza koyuyoruz. İstiyoruz ki bizim sandığımız kadar özel ve güzel insanlar olsunlar. Olsunlar ki bizde kendimizi özel ve önemli sanalım. 

Güven duyacağımız kimsemiz yok muydu? Hemen sırtımızı dayayacak bir ağaç arıyoruz. Çoğu zaman içi çürük, kırık dallara umut bağlıyoruz. Sonra yıkılsak da bazen ellerimizle diktiğimiz ağaçların bize güç olmasını beklerken hayatımız sona eriyor. Ama herkes için sağlam birer dayanak oluyoruz; ne yaparsa yapsın elinin altında asla terk etmeyen, ihanet etmeyen. 


Sonra bir an geliyor bir aydınlanma yaşıyoruz; geçmişin acı çığlıklarını, eksiklikleri  bir kenara bırakıp Anı yaşamak ve anın tadını çıkartmamız gerektiğini hatırlıyoruz. Geçmişin tüm yükünü sırtımızdan atarak, acıları, sıkıntı ve eksiklikleri kabul edip ders alarak ne kadar ömrüm kaldı ki diyoruz 

Bu anı kimi 20 yaşında kimi 40 yaşında kimi de elden ayaktan düşünce ölüm döşeğinde yaşıyor maalesef 🙁 Erken fark ederseniz hayatınızdaki tüm eksiklikleri boşlukları kendi seçimlerimizle mutlu bir şekilde dolduruyoruz ama ya geç fark ederseniz... işte o zaman ölüme kadar harcanmış, başkalarına adanmış bir hayat.

 

Şu anda helikopter ebeveyn adıyla adlandırılan çoğu anne-babanın yaptıklarının altında yatan sebep budur; çocukken gösterilmeyen sevgi, ilgi, şefkat, değer gösterme gibi ne varsa çocuklara veriliyor. Ama ne acıdır ki çocukken göremedikleri sevgiyi çocuklarından da göremezler ve o boşluk aydınlanma gelene kadar asla dolmaz. 


Siz siz olun geçmişi geçmişte bırakın; anın tadını anı yaşayarak ve en değerli şeyin kendiniz olduğunu düşünerek yaşayın. Kimsenin hayatına müdahale etmeden, kimsenin de hayallerinize müdahale etmesine izin vermeden. Bırakın geçmişte olanlar orada kalsın, eğer ders aldıysanız o kayıtları silin gitsin ki yeni güzel anılara yer açılsın.  O zaman yıllar boyu dolmayan boşlukların ne de güzel, doğru insanlarla dolduğunu göreceksiniz.


6 Yorumlar

  1. Harika bir yazı Lerzancığım. Sana harfiyen katılıyorum. Yüreğine, emeğine sağlık.

    YanıtlayınSil
  2. Ah Lerzan nasıl güzel yazmışsın kendimi buldum inan.Senelerce hep deymeyecek insanları hayatımın ortasına koydum.Sonuç hep hüsran oldu.Son iki senedir artık merkezime sadece kendimi koyuyorum,kimseye fazlasını yapmıyorum.Geç öğrendim ama öğrendim..Sevgiler

    YanıtlayınSil
  3. Kalemine sağlık harika anlatmışsın, söylediklerin çok doğru canım

    YanıtlayınSil
  4. Ne kadar doğru cümleler. Geçmişe takılıyoruz çoğunlukla ve anı kaçırıyoruz.

    YanıtlayınSil
  5. Cok güzel bir ic dökme olmuş ve kesinlikle katılıyorum...

    YanıtlayınSil
  6. Ne kadar güzel içini dökmüşsün canım insanları fazla anlamlandırıyor sonra ihanete uğrayınca şaşırıyoruz. Herkesi olduğu gibi kabul etmek en önemlisi o zaman her şey çok daha kolay oluyor.

    YanıtlayınSil

View My Stats