16 Ağustos 2015 Pazar

anneysen kitaplara değil tecrübeye bak

Merhaba arkadaşlar
Bugün sizlerle annelik deneyimlerimi yaşadığım sorunları ve çözüm yollarımı paylaşacağım. 2001 ve 2008 doğumlu iki erkek çocuğa sahibim. Oğullarımdan küçük olan üstün zekalı ve üstün yetenekli olduğu için onunla ekstra ilgileniyorum.

Öncelikle ilk bebeğimi 2001 yılında kucağıma aldım. Ona hamile kalana kadar düzensiz beslenme ve düzensiz bir yaşantıya sahiptim. Çalışma saatlerim düzensizdi ve iş stresim çok fazlaydı.

Yapılmaması gereken en büyük hata iş stresini gün boyu yaşamak ki bunu engelleme yolunu ben ileri ki aylarda şöyle bulmuştum ; işyerimde canım bir şeye sıkıldıysa hemen karnımdaki bebeğimi hayal edip onunla geçireceğim güzel günlerin hayalini kurdum ki bende çok işe yaradı bebeğim çok huysuz inatçı olmadı. Çünkü birçok kaynakta hamilelikte yaşanan stresin bebeğe yansıdığı yazıyordu.







Beslenme düzenim 2001 yılında oluştu diyebilirim .Dolayısı ile ilk oğlum Kayra bana sağlıklı gelmişti. Sabah hafif bir kahvaltı yapıyordum 10-10.30 gibi işyerine getirdiğim 3-4 meyve atıştırıyordum. Öğlen yemeğini işyerimde yediğim için o gün yemekhane de  ne varsa onu yiyordum ancak orada da (Allah ondan razı olsun ) ahçı abimiz yemekte yoğurt yoksa gelip benden para alıp bugünkü yoğurdun diyerek yemekte önüme mutlaka 1 kase yoğurt koyuyordu. İkindi vakti 2 adet biber yada 3-5 marul yaprağı yiyordum folik asit için. Hamilelik testlerimde toxoplazma da sıkıntım çıktığı için tüm yeşil yapraklı sebzeleri oldukça fazla yıkayarak hatta imkan oldukça sirkeye yatırıp yiyordum. Ve gene toksoplazma korkusu yüzünden bayıldığım hamburgere 9 ay boyunca veda ettim (evde iyice pişirdiklerim istisna). Yemediğim tüm sebzeleri ve çorbaları içmeye başladım. Bayılarak içtiğim kola ve sigaraya da son verdim. Bol bol yürüdüm.Çünkü kısa boylu olduğum için fazla kilo alırsam hem yırtık ve çatlak sorunu yaşayacaktım hem de çirkin gözükecektim;nitekim 13 kilo ile hamileliğim bitti.









Çatlaklar için badem yağı kullandım bol su içtim ancak gene de çatlaklar oluştu. Ben doğum yaptıktan 6-7 ay sonraydı sanırım bir arkadaşım müstela kremi önermişti ancak benim için iş işten geçmişti. Badem yağının bir faydasını görmedim sanırım çatlayacaksa çatlıyordu :)



Bebeğim küvezde iken kendimi kaybetmiştim. Dünyada önemli olan tek şey bebeğimin rahatça nefes almasıydı onun dışında başka şeyin önemi yoktu. Güzelmişim çirkinmişim üzerimde sabahlık varmış v.s. v.s. hiçbirşeyin önemi yoktu. Sadece bebeğim iyi olsun onu alıp eve gidelim yeterdi.






Sezaryen doğum benim tercihim değil doktorumun seçimiydi ki nitekim zaten 37+5 iken kontrolde doktorum seni acil sezaryene alıyoruz dedi ve 3.200 kilo bir bebeğim oldu. Gerçi sonrasında bebeğimin ciğerlerinde su kaldığı için 15 gün küvezde kaldı ama 15 gün sonunda çok şükür sağ salim evimize götürdük oğlumuzu.

Bebeğimi küvezde kaldığı andan itibaren emzirmeye gayret ettim korka korka da olsa bebeğim mamaya alışmadan anne  sütünü kolostrumdan itibaren aldı. Her iki oğlumu da 2 yaşına kadar emzirdim. Etraftan gelen onca lafı sözü duymazdan geldim . Bana söylenen sözlerin başlıcaları
-bu sana güvenip yemek yemiyor emzirmeyi bırakta kilo alsın
-erkek çocuk bu yaşa kadar emmez ki tam tersi Kuranı Kerimde de tübitakın notlarında da 24 ay emzirmek gerektiği yazıyor
-buna bu kadar sebze verme büyüyünce bıkar ki bu da şehir efsanesi çıktı özellikle kabak ve karnabahara bayılan iki oğlum var.
-ona özel koltukta uyumaya alıştırdığım oğlum için -bunda uyursa sakat kalır
-Sakın örümceğe oturtma erkek çocuk kısır olur ki babalarımız örümcekte büyümüş :)
-Çocuğu fazla ağlatma ciğeri patlar
-Bizim zamanımızda çocuklar 1 yaşında çişi söylerdi ki yapılan araştırmalarda çok erken yaşta çişini söyleyen bebeklerde 5-6 yaşlarında alta kaçırma sorunu sıklıkla karşılaşılıyor
-Bebek yemiyorsa yedirene kadar uğraş hatta kussa da devam et :)) gibi birçok lafı duymazdan geldim

Annelik bende en çok sağlıklı yaşam getirdi. Sonrasında sorumluluklarımın 4 e katlandığını hissettim. Daha çok günlük yaşayan bir kişi iken uzun vadeli planlar yapmaya başladım. Hiç kimsenin aklına gelmeyecek tehlikeli senaryolar da yazmadı değilim mesela -ya oğlum elini yıkarken tabure kayarsa kafasını çarparsa ya da ya sakız çiğnerken boğazına kaçarsa diye 5 yaşına kadar çocuklarıma sakız vermedim gibi manyaklık derecesinde takıntılarım da oldu :)

Hiçbir özel günlerini atlamadım. Özellikle
doğumgünlerinde tamda istedikleri şekilde
 kutlamalar hazırladım istediği kişileri davet ederek.

İki oğlumu da büyütürken birçok kitap okudum ama en çok kalbimi dinledim. Bol bol empati yaptım. Oyunları beraber oynadık beraber büyüdük diyebilirim. Allah'a şükür hiçbir zaman ağır oturaklı bir anne olmadım. Oğullarım ne zaman deney yapmak istese yaptık, ne zaman top oynayalım deseler oynadık sıkıldıkları şeyleri beraber konuştuk kızdıklarında beraber kızdık. Bunun neticesinde de sanırım başarılı ve akıllı çocuklarım oldu inşallah sonuna kadar böyle gider. Bazı ailelerde sınırsız çocuklar gördüğümde içten içe kızdım bazen kendimi sorguladım ama o çocukların ileride nasıl yetişkenlere dönüştüğünü görünce kendimi tekrar tebrik ettim. Rabbim çocuklarımın daha daha güzel günlerini göstersin bizlere.






Mirzaya yoğurt yapmayı öğrettim böylelikle yoğurdu severek yemeye başladı.




Çocuklarıma hayvan sevgisini aşıladım. İstenildiğinde en sadık dostun onlar olabileceğini gösterdim onlara. Onlara acımak ve bakmak gerektiğinin insanlık görevimiz olduğunu öğrettim onlara. İkisi de hayvanları çok seviyor ve her fırsatta hayvanlarla içiçe olmaya çalışıyorlar.













 Çocuklarımdan hep bir adım önde olmaya çalıştım. Oğlumun okulunda Veli okuyor yarışmasına katılıp ödül aldım.Bu sayede hem okumanın önemini hem de istediğimizde neler yapabileceğimizi öğrettim ona.Hem de ona güzel bir örnek olmaya çalıştım.